Altın oran en genel tabiriyle göz nizamının oranı olarak tanımlanmaktadır. Bu oranın bulunmasında pek çok yöntem kullanılsa da basitçe bir bütünün bölündüğü iki parçadan küçük olanın büyük olana, büyük olanın da bütüne eşit oranda olması şeklinde açıklanabilir. Bu hesaplamada yaklaşık 1.618 değeri bulunur.
Sanat yapıtlarında veya mimari yapılarda oluşan üçgenler, spiraller, daireler ve dikdörtgenler kullanılarak bu oran bulunmaya çalışılır. Ölçülenen yapıda büyük alan ve parça ile küçük alan veya parçaların birbirine oranı 1.618 olarak bulunabiliyorsa, o yapı altın oran özelliği taşımaktadır.
Altın Oran, pi (π) gibi irrasyonel bir sayıdır ve gösterilmesi için kullanılan sembol, Fi yani Φ’dir. Altın oranın kaynağı doğada bulunmuş, pek çok bitki ve hayvanın gelişiminde ve anatomisinde rastlanmıştır. Buradan ilhamla sanat eserlerinde ve tasarımlarda güzelliğin, uyumun ve dengenin yakalanması için kullanılmıştır. Tarihi milattan önceye dayanan bu oran, Rönesans sanatçıları tarafından “ilahi oran” olarak tanımlanmıştır. Mısır piramitlerinde, Yunan heykellerinde, hatta M.Ö inşa edilen Parthenon tapınağında bile izlerine rastlamak mümkündür.
Altın oran, insan anatomisinin incelenmesinde de karşımıza çıkar. Rönesans dönemi sanatçıları Leonardo Da Vinci ve Albrecht Dürer’in, altın oranın insan anatomisine uygulayarak eserler verdikleri bilinmektedir.
Altın oran bitkiler ve hayvanlarda da gözlemlenmektedir. Bir ağaçta kaç dal olacağı, hangi dalın nereden çıkacağı önceden bilinebilmektedir. Bitkilerin bu kendine özgü dizilişlerinin dairesel ve sarmal bir yapısı vardır. Bu sayede bir yaprak diğerini gölgelemez, belirli bir oran ve düzene göre yerleşirler. Örneğin ayçiçeğinde veya papatyada bu sarmal yapı incelendiğinde altın oran bulunabilmektedir.
Sedefli Deniz Helezonu’nda da benzer bir sarmal yapı görülmektedir. C. Morrison insan zekası ile planlaması hayli güç olan bu yapıyı şöyle anlatır, “Kabuğunun içinde, sedef duvarlar ile örülmüş bir sürü odacığın oluşturduğu içsel bir sarmal uzanır. Hayvan büyüdükçe, sarmal kabuğunun ağız kısmında, bir öncekinden daha büyük bir odacık inşa eder ve arkasındaki kapıyı bir sedef tabakası ile örterek daha geniş olan bu yeni bölüme ilerler. “
